HADİ GİT

29/12/2009

 

Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!

Git de şen şakrak geçen günlerine gün ekle,
Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.

Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,
Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar.

Mademki benli hayat sana kafes kadar dar,
Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.

Hadi git, benden sana dilediğince izin,
Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.

Kahrımın nedenini söylesem irkilirler;
Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler.

Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;
Oysaki hep yedekte, hep elde var saymıştın.

Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,
Zannetme ki, pişmanlık, mutluluk kadar ırak!

Sanma ki fasl-ı bahar geldiğim gibi gitmez,
Sanma ki hüsranını görmeye ömrüm yetmez.

Her darbene tahammül edecektir bedenim,
Gururum mani olur perişanıma benim.

Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?
Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.

Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,
Sana gül bahçesini kim açar benden başka!

Hercai arılara meyhanedir çiçekler,
Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!

Mademki aşk tablosunun takdirinden acizsin,
Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.

Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,
Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!

Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!

Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm!
Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.

Korkulu düşlerimi yorumdan kaçırıyorum;
Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum!

Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git! ...

CEMAL SAFİ

Etiketler : hadi,git,

Söz Yangını

20/10/2009



Sessiz ve sinsi bir yangını haber veriyorum size. Görünmez bir depremin enkazını resmediyorum. Nefeslerimizle harladığımız, hece hece alevlendirdiğimiz bir yangını körüklüyoruz ağzımızda. Dilimizin her kıpırtısında ürkütücü fay hatlarını tetikleyen zelzeleler büyütüyoruz odalarımızda. Sevaphanemizi yakıyoruz dilimizle. İyiliklerimizi yerle bir ediyoruz dudağımızla. Kendi duruluğumuzu bulandırdığımız, kardeşlerimizi küçük düşürdüğümüz, doğrularımızı eğrilttiğimiz, yüzümüzü de sözümüzü de ikileştirdiğimiz “fiskos bombaları” döşüyoruz ağzımıza, aramıza, yuvamıza, sokağımıza…
Bir insan inandığını söylediğinde, kendisini Allah’la ilişkilendirir. Bir insan “mü’min” olduğunu beyan ettiğinde, artık Allah’la yaşamaktadır. O’nu kendine Vekil edinmiştir. O’nu kendine Velî edinmiştir. Mü’min, Allah’ın kulu olarak tanımlamıştır kendini. Öyle yaşar, öyle bilir ve öyle bilinsin ister. Vekil’i Allah olan ise dokunulmazdır. Velî’si Allah olana dil uzatılmaz. Kendine “Allah’ın kulu” olarak markalayan, o kutlu markanın ardındadır, onun kalitesi üzerine laf edilmez.
“Allah’ın kulu”nun hataları olabilir elbette. Ama o kulun Allah’ı, hatasından dönmesi için sabreder, dönüşünü bekler. Bir başkası, Allah’a kul olanın hatasını görür görmez onu cezalandırmaya kalkamaz, sırlarını yağmalayamaz. O zaman kendini Allah’ın önüne koymuş olur. [Bakınız, Hucûrat, 1]
Allah, kulunun ayıbını hemen yüzüne vurmaz, başkalarına ilan etmez. Bildiklerini hemen herkese her fırsatta söylemez. “Halîm” olarak bekler. “Tevvâb” olarak, dönmesi için mühlet verir. “Settâr” olarak kusurlarını gizler. Bir başkası araya girip, Allah’ın gizlediğini açığa vurma hakkına sahip değildir. Bir başka kul, acele edip “Allah’ın kulu”nun o kusurdan asla dönmeyeceğini varsayarak, Allah’ın kulunu o kusura indirgeyemez. Bir başkası, iyilikleri de olan, hatadan dönmesi de iyilik sayılan “Allah’ın kulu”nu hep kötülükten ibaretmiş gibi etiketleyemez. Bir başkası, Allah’ın hatasından dönmesi için beklediği, kusurlarını gizlemek için sustuğu kulunun hatırını hiçe sayıp, o kula ceza kesemez, konuşmaya kalkamaz. O zaman da kendini Allah’ın ve Resûl’ünün önüne koymuş olur [Yine bakınız, Hucûrat, 1]
Allah, kulunun hatalarını affedeceğini beyan eder. Hem de severek affeder. Affettiği için sitem bile etmez kuluna. Affettiğini hatırlatmaz bile kuluna. Bağışladığına, bağışladığını bile unutturacak denli nezaket ve anlayış sahibidir O. Hem de O, kulunun kusurunu bilmesiyle yaşadığı mahcubiyeti, kusursuzlukla kapılabileceği gururdan daha sevimli bulur. Hem de O, kulunun pişmanlığıyla döktüğü gözyaşını günahsızlığı sebebiyle kendini beğenmesinden daha makbul bilir.
Allah’ın kusurunu af ve bağışı için vesile eylediği kulunu kimse, affedilmez ve iflah olmaz ilan edemez. Allah’ın hatasıyla da sevdiği, hatta (tövbesine vesile olduğu için) hatası için sevdiği kulunu hiç kimse sevimsiz bulamaz. Yoksa, kendini Allah’ın Resûl’ünün önüne koymuş olur. [Daha dikkatlice bakınız, Hucûrat, 1]
Allah, mü’min kulunu dokunulmaz ilan etmiştir. [İnanmıyorsanız bir daha okuyun: Münafikûn’un 8. Ayetini: “İzzet, Allah’a, Resûl’üne ve mü’minlere aittir.”] Mü’min olmak şerefli olmak için yetiyor. Ek bir şart koymuyor Rabbimiz. Onurumuz Allah’a ve Resûl’üne göre yaşama çabasından besleniyor demek ki.. Allah’ın ve O’nun elçisinin garantörlüğü altındaymış mü’minin olarak dokunulmazlığımız. Allah’ın dokunulmaz kıldığına dokunan yanar! [Bir de Hucûrat 2’ye bakalım: “…yoksa yapıp ettikleriniz boşa gider, sevaplarınız yanar!]
Bir insanın, gıyabında da onurunun korunduğu, olmadığı yerde de saygı gördüğü, işitmediği kapı arkalarında da hatırının sayıldığı biricik medeniyetin mensupları olarak, gıybetsizliğe davet ediyorum sizi. Gıybet Gönülsüzlüğüne… Etlerimiz gibi sözlerimiz de “İslamî usulle kesilmiş” olsun istemez miyiz? İçkinin olduğu kadar gıybetin de “damlasını ağzıma değdirmedim” diyebilmeyi istemez miyiz?

SENAİ DEMİRCİ

 

Etiketler : gıybet

SORDUM

20/10/2009



sordum, niçin nazlısınız ?
dedi; bu tedbir almaktır.

...

sordum, tedbirin gereği ne ?
dedi; aşkı yoklamaktır.

...

sordum, buna gerek var mı ?
dedi; bu işte lazımdır.

...

sordum, gönlünüz geniştir
dedi; gönülsüzler vardır.

...

sordum, zayıflar ne olacak ?
dedi; vefa, taşımaktır.

...

sordum, mahrum olan kimdir ?
dedi; münkir, münafıktır.

...

sordum, mahrumiyet neden ?
dedi; bu, bir Hükm-i Haktır.

...

sordum, çözmek nasıl olur ?
dedi; kalbi boşaltmaktır.

...

sordum, kalbin işi nedir ?
dedi; aşkla ağlamaktır.

...

sordum, aşkın sırrı nedir ?
dedi; yarde yok olmaktır.

...

sordum, yarin istediği nedir ?
dedi; samimi olmaktır.

...

sordum, samimiyet nedir ?
dedi; hep yare bakmaktır.

...

sordum, bu nasıl olacaktır ?
dedi; nefsi bırakmaktır.

...

sordum, asıl dava nedir ?
dedi; has kulluk yapmaktır.

...

sordum, bunu yolu nedir ?
dedi; Habibe (sav) uymaktır.

...

sordum, tavsiyeniz nedir ?
dedi; zikre sarılmaktır.

...

sordum, zikrin aslı nedir?
dedi; Allah’LA olmaktır.

...

sordum, buna çare nedir ?
dedi; dostunu bulmaktır.

...

sordum, dostlar neyi sever ?
dedi; hizmete koşmayı.

...

sordum, hizmetten gaye nedir ?
dedi; nefsini kırmaktır.

...

sordum, işin aslı nedir ?
dedi; mert insan olmaktır.

...

 

 

Şair:Selvi.

Etiketler :



Aklıma danışmadan sevmiş seni kalbim
Onun adına senden çok çok özür dilerim
Tekrarı yaşanmayacak seni temin ederim
Vakit kaybetmeden hayatından çıkar giderim

 

Sana bu kaçıncı kaçışı kalbimin benden habersiz
Sözümü de dinlemiyor artık ki o kadar yüzsüz
Korkarım ki bu gidişle birgün çok sinirlenirim
Keserim nefes alışımı, kalbimi tekletirim

 

Seni tanımadan önce sakindi, kan pompalar dururdu
Ne zamanki seni gördü, gözlerin diye kudurdu
Ben bi yandan aklım bi yandan kaç gece nasihat ettik
Aklım yeter dedi ve uçtu, garibim, onu da kaybettik

 

Gecen gün benden habersiz ciğerlerimi de ayartmış
Onlar da adın geçince bir ah çekiyorlar ki görsen
Fark etmedim, akciğerim ağlamaktan su toplamış
Diyorum ki, kalbim sana kaçarsa bi terslesen

 

Sen bigün kalbime ne güzelsin falan demişsin
Kulaklarım da inanamamış, bana da onlar söyledi
Bu dediğin yetmezmiş gibi bi de tebessüm etmişsin
İşte o gün bugündür kalbim iyice delirdi

 

Dilim de zaten kemik yok durup durup seni anıyor
Ağzım kulaklarımla elele, resmen bayram havasında
Kalbimin elinde fırça içimi sana boyuyor
Bense bu işin sonunu düşünme telaşında

 

 

Kontrolümü kaybettim organlarımda iç savaş
Her biri sana varma yolunda sıraya giricek yavaş yavaş
Son darbeyi de bana hayallerim lutfetmiş
Dün fark ettim üşenmemiş her yanı senle süslemiş

 

 

Vücut bütünlüğümü kaybedicem kalbim yüzünden korkarım
Neredeyse tüm hücrelerim seni sayıklar oldu
İnan baş edemezsem tüm organlarımı bağışlarım
Bak şimdi böyle deyince yine gözlerim doldu

 

Neyse kalbimin sevdiceği bana artık müsade
Daha kendimi toplayıp senden kaçıcam yol uzun
A bu arada unutma, kalbimi görürsen tersle
Sıkı sıkıya tembihle, gelirken aklımı da bulsun

 

Mehmet ERCAN

Etiketler : sevgi yaralar



Vurdunmu Senin Gibi Vurmalı,
Aşkın İçine İhanetide Koymalı........

Gülü Koparmalı,
Dikenini batırmalı..............

Gökyüzünden Ayı ve Yıldızlarıda Almalı,
Her yanı kara Yüreğin gibi, Siyahlara Boyamalı..........



Vuslat bulduğun, Ateşler Olsun
Soluduğun, Ne yaman lanet...........

İçtiğin kanım,

Ciğersize, Kan,
Nede olsa Kırmızı Şerbet...............


İşte Sen, Çöldeki Saadet............




Oysa,
Tarifi Olmayan Mükemmel Bir Aşktı bu..........

Oysa,
Saniyesi Bile Ömre bedel Bir Yaşayıştı Bu…………

Oysa,
Her Kalp Atışında, Yüreğimize Bir kere daha isimlerimizin kazıldığı Yanıştı bu..........




Şimdi,

Her taraf Issız,
SENSİZLİĞİN ÇIĞLIKLARINI DUYUYORUM………..

Yokluğunda,
Yüreğimi Hasretin İle Yoğurmuşken……………

Tamda Ölümüne kendimi Alıştırmışken.............




Çıkıp geliyorsun Bir gün,
Hiç Bir şey Olmamışcasına............

Dursana Biraz,
Yılların ihaneti daha Omuzlarında................



Ben Ellerinin Soğukluğunda, Isındım,
Buz gibi Ayazınca, Güllerimi Açtırdım............

Hüznümü Azık ettim,
Yüreğimin yangınlarını, Yoldaş..................




Çektiğim ızdırabın daha Ahları Seni yakacak,
Yıkık Ve Kırık Yüreğim Bu Yılların hesabını Soracak..............



Biliyorum,
Doymadın Sen kana............


İçtiğin Zaten kanım,

Ciğersize, Kan,
Nede olsa Kırmızı Şerbet...............

İşte Sen, Bataklıktaki Saadet...............


ARTIK HİÇ BİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK..................


( ALINTI)

Etiketler :




Bütün aşk hikâyelerinin en unutulmaz en heyecan verici sahnesi, sevenin sevgiliye ilk baktığı andır şüphesiz. Daha doğrusu, onun yüzünü ilk gördüğü vakit. Âşıktaki içsel değişimin başladığı an, gözün sevgiliye ilk takıldığı saniye dilimidir ve aşığın bütün biyografisi, bu “ilk bakışın öncesi ve sonrası”ndan ibarettir. Kalpte ateşin yükselmesi, aklın ve sabrın ateşe düşmesi o ilk bakış ile başlar. Kılıcın kınından sıyrılması yahut okun yaydan fırlamasıdır bu. Sevgilinin yüzü kınında bir kılıç yahut sadakta bir yay gibidir; bakış onu kınından ve sadağından çıkarır.Sevgili’nin yüzümü; aşk yangınını alevlendiren ilk kıvılcımdır.
Aşığın kalbi mi, ilk bakıştan sonra suda titreyen bir mehtap.
Göz… Savaşı başlatan haberci.
Bakış… Elde olmayan kader; ilahi kaza.
Ve aşk… Kalp ile göz arasındaki kutlu bir hadise.

Çok sonraları kalp göze diyecektir ki, “Ben bu onulmaz derde iten sensin. Safayı sen sürdün, acıyı ben çektim. Nimet senin, zahmet benim oldu. Sen sevinirken, kaygılanan ben oldum. Bakışlarını arttırdıkça sen, dertlerimi çoğalttın benim. Zafere eren sen, hezimete uğrayan ben. Sen emirlere itaat edilen hükümdar oldun, ben senin peşinde koşan tebaan. Sen emir ben esir. Sonra devam eder:

- Ey göz! Sen ikisin ben birim. İki kişinin bir ferde saldırıp onu öldürmesi zulüm değil de nedir?… Şimdi ağla o halde; etiğin zulmün cezasını çek bakalım.

Göz buna karşılık ayet-i kerime ile cevap verir: “Gerçek şu ki; gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler kör olur” (Hacc 46)

Göz görünce bir kez geriye ne kalır?
                                   İskender Pala

Etiketler : kalp ve göz



Masamın üzerinde küçük Bir gül...


Beyaz perdenin Önünde,
Hayata tebessümler Sunan çehresinde.......


Ara sıra kaçırdığım bakışlar,
Hercai Zamanlarımın Avuntusunda............

Yeşil yapraklarının aheginde En Kırmızısından Hemde..........


Canı Olsa, şaşa kalırdı Bakışlarıma herhalde..........



Bilmezki Ben Öylesine İşte,
Öylesine bakıyorum Güle............






Durgun Bir nehir gibiyim,
Yağmura hasret Toprak gibiyim,

Dalından Ha Düştü Ha Düşecek yaprak gibiyim.............

Doğmayan Ay, Işığı Gözükmeyen Yıldız............
Isıtmayan Güneş Gibiyim.........


Ben bende kalmadım,
Matını Baştan Olmuş Bir Oyunun İçersinde,


Güle Nasıl bakılır Söylesene...........





Geçmişe Ait Olanların, geleceğide Anımsatacağı Bir hayat Bizimkisi,

Getirilemeyen Bir yürek günümüze,
Acılarla Yoğrulmuşsa Birde...............



Gördüğü Güzelliklerin Anlamı ne...........


Bilinmezki O nerde kaybetti, Gül güzelliğini,
Hangi Kuytularında...............


Sıcağında da Üşür Kimi Yürekler...........


Bende Üşüyorum,
Gözlerimden Yaş, Yüreğimden Kabuk bağlamayan kanlar Akıtıyorum,


Hüzün Vururken her Anımı,
Hasrette yakarken.......

Vuslat Ancak hayallerde Olan,
Yüreğimde Bir Sevdayı taşıyorum................



Farzet,

Çağlayan Bir nehir gibiyim,
Suya kanmış Toprak gibiyim,

Dalına Sımsıkı Sarılmış yaprak gibiyim.............

Ayın en guzel hali, Parlayan Şıban Yıldızıyım................
Teni yakan Güneş Gibiyim.........


Ben benide Aşmış,
Matınıda Şah çekmiş Bir Oyunun İçersinde,


Güle AŞK İle bakanım.............



İyide Gülde Soldu Bak..............



O Yüzden,

Ben Öylesine,
Öylesine İşte, bakıyorum Güle............

(alıntı)



Etiketler : solmuş gül



Burada yağmur yağıyor 
Aralıksız yağıyor günlerdir 
Ama sen yine de şemsiyeni 
Almadan gel ilk otobüsle 
Buğulanan camlara usulca 
Yüzünü çiziyorum ki yüzün 
Bir yağmur damlası olup 
Düşüyor yapraklarına gülün 
Güller de bozamıyor bu uzun 
Karanlık sessizliğini kentin 
Anılarını yitiriyor sokaklar 
Bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları 
Tarih de kekemeleşiyor bazen 
Ki o zaman aşktır tek bilici 
Aşksa yürümek gibi bir şey 
Duyabilmek kuşların gelişini 
Anısı bizsek eğer bu kentin 
Unuttuğu türküler bizsek 
Acıyı rehin bırakıp bir güle 
Anımsatmalıyız bunları bir bir 
Sonra yürümeliyiz seninle 
Sokaklara caddelere çıkmalıyız 
Belki bir aşktır bu kentin 
Belleğini geri getirecek olan 
Burada yağmur yağıyor ama sen 
Şemsiyeni almadan gel yine de 
Özletiyor bu çılgın sağanak seni 
Sırılsıklam özletiyor biliyor musun 

Ahmet Telli

Etiketler : özlem ve yağmur

..BeLiRsİzLiK..

5/9/2009


DaRgInSaN

BaRıŞıRıZ

KaYıPsAn

BuLuŞuRuZ

ÖlMüŞsEn

KaVuŞuRuZ

Ya

SEVMEMİŞSEN..??

(alıntı)

Etiketler :


Ramazanska Vecher

Etiketler : ramazan